15°C
istanbul HAVA DURUMU15°C Sağanak Yağışlı
BİZE ULAŞIN trabzonunider@gmail.com

Yazılar

Tüsed – Trabzonlu Üniversiteliler Derneği

Spor Ahlakı ve Etik Değerler

- +

Seneler evveldi. Bundan 92 sene evvel devletimizin ilk resmi kurumu olan meclisimiz kurulmuştu. Elde avuçta ne hiçbir şey ne de hiçbir kurum vardı. Olmayan kurumlardan       biri de spor federasyonlarıydı. Bu sebeple hızla futbol federasyonu kuruldu, ilk milli maç cumhuriyetin ilanından 3 gün önce Romanya ile oynanmış Ulu önder Atatürk şöyle demişti; Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim

Bugün geldiğimiz noktada tüm dünyada en çok sevilen ve takip edilen spor olan futbol, Türkiye’mizde yerlerde sürünmektedir. Hani derler ya kemikleri sızlıyordur diye öyle işte. Gazi’nin bugünleri görmediği isabet olmuş yoksa kendisi için bir bir bizim takımlıydı diyenlerden utanırdı.

Paranın ve rantın bulunduğu her ortamda olduğu gibi futbolun içinde de pek çok kene mevcut maalesef ranttan pay almak ve keseyi doldurmak isteyen. Kimse sormuyor bugün voleybolda basketbolda kazandığımız başarıları neden futbolda gerçekleştiremiyoruz diye

Aslında her şey futbolun özerkleşmesi ile başladı. Futbolun ilerlemesi için bu özerklik gerçekten de gerekliydi. Ve özerkleşmenin meyvesini de aldık, hızla ivme kazanıp

10 senede dünya 3.lüğü elde ettik. Ama gel gör ki futbolun sadece sahada oynanan bir spor olmadığını da öğrendik!

İşte bu saha dışı etkilerden en çok zarar gören kulüplerden biri hatta en önde geleni de Trabzonspor oldu. Yıllar içerisinde 3 şampiyonluğu ve muhtemel başarıları engellendi. Kaybedilen şampiyonluklar sonrası dağılan kadrolar çok seneler, çok şeyler kaybettirdi Trabzonspor’a ve Trabzonspor taraftarına.

Nitekim 1996 yılında kaybedilen şampiyonluk sonrası Abdullah Ercan’ın verdiği demeç şöyleydi “Biz o yıl şampiyon olsaydık sonraki sene UEFA kupasını alırdık”. Bu sözü destekleyen en önemli açıklamada 1997’de kupayı alan Schalke 04’ün teknik direktörü Huub Stevens’ın kendisine sorulan ‘Sizi en çok zorlayan takım hangisiydi’ sorusuna verdiği

“Trabzonspor” cevabı olmuştu.

Türkiye’de özerkleşen futbol kendi içerisinde büyüdü, gelişti ancak reklam, yayıncı kuruluş vs gibi olgulardan futbola akan paranın büyük kısmı belli başlı kulüpler arasında paylaşılmaya başlandı. Bu kulüpler kendi kurdukları düzende kendi kuralları ile bugün önü alınamayan olayları yaşattılar tüm sporseverlere. 96’da ayyuka çıkan şike iddiaları 2003’te 100. yıl

toleransları ile devam etti. 2004’te 2003 şampiyonu takımın hakkını gasp eden ise 96’daki ile aynıydı. 2004’ün hediyesini ise yine 2008’de aldı. Sonuncusu ise hala gündemde olan 2011.

Ee tabii bundan evvelide vardı. Örneğin bugün hala konuşula gelen bir maçta 8 gol yiyen Zalad.  Sonuçta düz hesap 4 şampiyonluğu giden armasından 1 yıldızı çalınan bir Trabzonspor var ortada.

 

Aslında Futbolda şikenin pek çok yolu vardır. İlla rakibini senin takımınla oynayacağı maçta kötü oynamaya teşvik etmek gerekmez. Mesela kümede kalma mücadelesi veren rakibinin senden bir evvelki maçını kazanmasını sağlamak. Ya da hatır şikesi yani kümede kalmayı garantileyen takımın, kümeye oynayan takımla olan son maçında kendini fazla yormaması tabiri caizse.

Sözleşmesi bitmekte olan oyuncunun yeni sözleşme imzalamadan önce tüm eforunu sarf ederken, sözleşme imzaladıktan sonra aynı eforu sergilememesi kendi takımına karşı yaptığı bir şike değil midir? Ya başka bir takıma kiralık giden oyuncunun asıl sözleşmesinin olduğu kulübe karşı forma giymemesi veya giyse de %100 performans sergilememesi nedir peki? Sözleşmesi bitmeden başka bir takımla anlaşıp, anlaştığı takımın rakibine karşı ekstra efor sarf eden sporcu halen bağlı olduğu sözleşmesine ihanet etmiş olmuyor mu peki? Ya da sakat olduğunu söyleyip de sakat olmayan oyuncuya ne demeli?

Biraz da çuvaldızı kendimize batırmak gerek tabii. Hep etik etik diyoruz ama kendimize hiç suç bulmuyoruz. Sivas’la husumetin başladığı o meşhur maçta holiganların sahaya girmesini engellemek istediğimde linç edilmek üzereydim. Taraftar gruplarına bedava bilet verip sonrada holiganlıktan şikayet eden yöneticilerimiz olduğu sürece Türk futbolunun adı daha çok şikeye, ahlaksızlığa karışır.

Ayrıca futbolun içindeki parayı futbol ailesinin tüm dinamiklerine eşit dağıtamadığımız sürece bu düzen böyle devam edecektir. Başarılı olanı ödüllendirmeyip de şaibelerle önünü kesmeye çalışanda,  kesilmesine göz yumanda bu pislikten kurtulamayacaktır. Voleyboldaki uluslararası başarılara baktıkça ne kadar haklı bir noktada olduğumuzu anlıyoruz. Henüz naklen yayınları bile yeni yeni başlayan voleybolda iki senedir tarih yazıyoruz. Umarım voleybolun popülaritesi artmazda başarıların devamı gelir.

Sonuç olarak sporun sağlık için olduğu gerçeğini unutmamalıyız. Herkes kendi kapısının önünü temizlemelidir ve adaletli olmalıdır. Hem rakibine, hem hakemlere hem de sporun içindeki tüm bireylere karşı. Ofsayt olmadığını bildiğimiz bir pozisyonda tüm iştahımızla rakip forvete veya hakeme küfredersek,  bizimde içimize kadar adaletsizlik işlemiş demektir.

Satırlarıma belki bundan 50 yıl sonra bile hatırlanacak hatta belki de vecize olacak bir cümleyle son vereceğim.

 

Unutmayalım ki adalet zengin bir hazinedir günü gelince herkese lazım olur çünkü unutanların hali ortadadır!

YORUM GÖNDERYorumlarınızı göndermek için alt kısımdaki formu kullanabilirsiniz.